Bölüm 2

T-money Kartları Arasında Kendimi Kaybederken

Jihyun’la hasret giderdikten sonra vakit kaybetmeden Seul’e gitmek için yola çıktık. Jihyun, metroyla gitmemizi önerdi. Metro ve tüm toplu taşıma araçlarına T-money denilen bir kartla biniliyormuş. Jihyun beni T-money kartları da satan küçük bir dükkana götürdü. Burada çeşit çeşit onlarca T-money kartı vardı. Sevimli ilüstrasyon karakterler içeren kartlar, çeşitli çizimler içeren kartlar, daha sade resimsiz kartlar ve hatta ünlü K-pop idollerinin fotoğraflarının basılı olduğu kartlar! Kartların hepsi birbirinden güzeldi hangisini seçeceğime bir türlü karar veremiyordum. Ancak Jihyun bıkkın bir halde bana “Biliyorsun ya, daha sonra istediğin zaman bir tane daha alabilirsin” deyince seçim yapabildim de yolumuza devam edebildik.

Beni Nereye Götürüyorsun Jihyun? :D

Metro’ya inince rayların camlı bir bölme ile ayrılmış olduğunu gördüm. İnsanların geçebilmesi içinse aralıklarla kapılar vardı. Metro yaklaştığı zaman metronun gelişini haber veren bir müzik çalıyordu ve perona geldiğinde metronun kapıları ile istasyondaki cam kapılar aynı anda açılıyordu. Bu nedenle kimsenin raylara düşme tehlikesi olmuyordu.

Metroya binince Jihyun şöyle bir etrafa bakınıp "Burası biraz kalabalıkmış, gel diğer vagona gidelim." dedi. Ben nasıl yapacağız ki bir sonraki durakta inip mi değiştireceğiz diye düşünürken Jihyun vagonun içinde ilerlemeye başladı. Meğer Kore'de metrolarda vagonları birbirine bağlayan kapılar varmış. Bu kapıları açarak metro hareket halindeyken de bir vagondan diğerine geçiş yapabiliyordunuz.

Pembe Hamile Koltuğu

Diğer vagona girince karşıma çıkan ilk boş koltuğa oturdum. Fakat, Jihyun bu koltukların yalnızca yaşlı veya engelli yolcular için ayrıldığını söyleyerek beni uyardı. Hemen fırlayıp kalktım, gidip biraz ilerdeki başka boş koltuklara oturduk. Kore’de Konfüçyüsçülüğün de etkisiyle bizdeki gibi bir yaşlılara değer verme ve saygı gösterme kültürü vardı. Bu nedenle her vagonda yaşlılar ve hamileler için özel koltuklar ayrılmış. Metronun içi biraz kalabalıklaşınca belki biri pes edip bu yerlerden birine oturur diye bekledim ama gerçekten ne kadar kabalık olursa olsun yaşlı veya hamile olmayan hiç kimse bu özel yerlere oturmaya çalışmadı.

Metroda insanların çoğunluğunun internette geziniyor olması da dikkatimi çekmişti. Metroda internet çok iyi çekiyordu, bu nedenle yolculuk sırasında rahatlıkla internette istediğiniz her şeye bakabiliyordunuz. Hatta telefon operatörlerinin kendi kullanıcıları için wifiları bile vardı metroda.

Yardım Ediin!

Oturunca havalimanından aldığım meto haritasını açtım. Haritada birbirinin üstünden geçen her renkten o kadar çok farklı hat vardı ki gözlerime inanamadım. Bütün bu hatların arasından yolumuzu nasıl bulabilecektik? “Jihyun, sence bugün varabilecek miyiz?” diye sordum, Jihyun ise sadece güldü.  Jihyun'un açtığı metro haritasında Aslında o kadar da zor olmadığını söyledi ve bizim nasıl gideceğimizi anlattı: “Önce turuncu hatta gideceğiz, sonra burdan koyu mavi hata aktarma yapacağız. Şuraya kadar gidip ordan da açık mavi hata bineceğiz”. Sanki gökkuşağının üzerinde o renkten bu renge atlamak gibiydi anlattıkları. Seoul’daki metro hatları, yer altından bütün şehri sarıyordu.

Cana Yakın Ev Sahibim :)

Görece uzun bir yolculuktan sonra nihayet gideceğimiz durağa vardık. Durağa varınca kapıların sağdan mı soldan mı açılacağının da anons edilmesi çok hoşuma gitti. Gerçekten de Kore metrosu insanların en rahat şekilde kullanması için tasarlanmıştı. İndikten sonra hemen kalacağım yere doğru yola koyulduk. Ben bu dönem bir guest house’ta kalacaktım. Koreli bir teyzenin işlettiği ve her odasını farklı birilerine kiraladığı 5 odalı bir evdi burası. Hiç tanımadığım insanlarla kalmak nasıl olur diye endişeleniyordum ama bu Koreli Teyze kapıyı bana o kadar sıcak bir gülümsemeyle açtı ki benim de tüm endişelerim uçup gitti. Buradaki yeni hayatım için heyecanlanıyordum.

Üçüncü bölüm çok yakında…

 
 
 
Yazar: Pelin Özer
İllüstrasyonlar: Merve Uygan