Bölüm 6

Taş Büyükbabalar :)

Bugün size Kore’ye ilk geldiğim zamanlar gittiğimiz Jeju Adası’nı anlatacağım. Jeju Adası Güney Kore’nin güneyinde yer alıyor ve ülkedeki en büyük ada. Sahilleri, dağları, şelaleri ve çeşitli doğal güzellikleriyle özellikle yaz tatilleri ve balayı için popüler bir lokasyon. Jeju Adası’na yine Jihyun ile birlikte gidecektik ve uçakla gitmeye karar verdik. Seul’den Jeju uçakla sadece bir saat on beş dakika sürüyordu. Havalimanın kapısından dışarı adımımı atınca karşıda bir iki palmiye ağacı ve değişik bir heykel gördüm ve Jeju’nun sıcak ve egzotik havasını anında hissettim.

Havalimanından çıkınca karşıda gördüğüm bu değişik heykel aslında Jeju’nun her tarafında bulunan ünlü Dol Hareubang heykellerinden sadece biri. Dol Hareubang, “taştan büyükbaba” demek. “Dol” Korece taş anlamına geliyor, “Hareubang” ise Jeju şivesinde büyükbaba demek. Evet, Jeju’nun kendine özel bir şivesi var, bu nedenle Seul’den gelince insanların konuşması gerçekten farklı geliyor kulağa.

Okyanusa Dökülen Şelale

Her neyse, Dol Hareubanglara dönecek olursak, bu heykellerin adanın koruyucusu olduğuna ve adayı şeytanlara veya kötü ruhlara karşı koruyacağına inanılıyor. Daha önce de dediğim gibi Jeju balayı için çok popüler bir yer, hatta Güney Kore’nin “balayı başkenti” olarak biliniyor. Dol Hareubangların aslında doğurganlık tanrıları olduğuna dair bir inanış da var: Yeni evlenmiş bir kadın Dol Harubang’ın burnun dokunursa erkek, kulağına dokunursa kız çocuk doğuracağı söyleniyor. Bu nedenle, doğurmak istedikleri çocuk için gelip Dol Hareubanglara dokunan çok sayıda kadın var.

Adaya indikten sonra ilk iş kalacağımız hostele gidip yerleştik. Odada o sırada bizim dışımızda Çinli bir kız vardı. Tek başına Jeju’yu gezmeye geldiğini öğrendiğimiz bu kızla hemen kaynaştık ve o gün için o da bize katılmaya karar verdi. Birlikte öncelikle bir doğa harikası olan Jeongbang Şelalesi’ni ziyaret ettik. Jeju’da ünlü bir kaç tane şelale olsa da içlerinden direk olarak okyanusa dökülen tek şelale Jeongbang Şelalesi.

Mis Kokulu Mandalinalar

Sonrasında ise hava yeterince sıcak olduğu için Jeju’nun ünlü plajlarından birinde yüzdük. Jeju’da yüme fikri beni çok heyecanlandırıyordu çünkü bu benim ilk okyanusta yüzme deneyimimdi. Akşam yemeği içinse Jeju’nun merkezindeki Dongmun Marketine gittik. Dongmun Marketi bizim pazarlara inanılmaz derece benziyordu. Çeşitli yiyeceklerin, meyvelerin satıldığı tezgahlarla doluydu. Tezgahlarda Jeju’da meşhur olan tatlıların olduğu paketler göze çarpıyordu. Aynı zamanda mandalina satan tezgahların çokluğu da dikkat çekiciydi. Bunun sebebi Jeju’nun mandalinalarının çok meşhur olmasıydı. Hatta o kadar ki Kore’nin çeşitli yerlerinden Jeju’ya tatile gelen insanlar, dönüşte tanıdıklarına hediye vermek üzere mandalina alabiliyorlardı.

Bütün Yorgunluğa Değen Manzaralar

Ertesi günü Hallasan’ı tırmanmaya ayırdık. Hallasan, 1947 metre yüksekliğiyle Güney Kore’nin en yüksek dağıydı. Çok yüksek olduğu için en tepesine tırmanmak (tek yönde) dört buçuk beş saat sürüyordu. Bu nedenle insanların güneş batmadan dağdan inmelerini garanti altına almak için zirveyi öğlen saat ikiden sonra ziyaretçi girişine kapatıyorlardı. Bu nedenle sabah erkenden yola çıktık biz de. Hallasan’a tırmanmak hayatım boyunca yaptığım fiziksel olarak en zorlayıcı aktivitelerden biriydi. Ardarda ne kadar merdiven, yokuş çıkarsam çıkayım bir türlü bitmiyordu. Neyse ki, yol boyunca doğanın içindeki harika manzaralar dayanma gücü veriyordu. Bir de dağa tırmanan güler yüzlü Koreli yaşlılar. Koreli yaşlılar sık sık dağa tırmandıkları için çok fittiler ve yaşlarına rağmen benden çok rahat bir şekilde çıkıp iniyorlardı dağa. Yolda kan ter içinde kalmış beni gördüklerinde ise gülümseyerek “Dayan”, “Az kaldı” gibi motive edici laflar ediyorlardı.

Zirveye Ulaşabilmenin Gururu

Ne zaman artık daha fazla ilerleyemeyeceğimi düşünüp pes edecek olsam, yaşlı bir Koreli teyze ve amcanın teşvikiyle devam ediyordum. Daha önce Hallasan’a geldiği için o gün Çinli kız bizimle gelmemişti, Jihyun ise benden çok daha iyi durumdaydı ve önden ilerleyip benden önce zirveye vardı. Zirveye vardığımda müthiş bir mutluluk yaşadım. Bulutların üstündeki muhteşem manzaraya kendimle gurur duyarak baktım. Yorgunluğuma rağmen iniş kısmı çıkıştan çok daha rahat oldu. Yine sadece bir haftasonu için geldiğimiz için gezimizi burada bitirdik. Fakat Jeju Adası’nda daha görmediğimiz Seongsan Ilchulbong, Manjanggul Mağarası ve Udo Adası gibi daha birçok yer vardı ve bu yerleri de görmek için daha sonra adaya tekrar gelmem şarttı.

Yedinci bölüm çok yakında…

 

Yazar: Pelin Özer

İllüstrasyonlar: Merve Uygan